Bankalar… Bankalar… Bankalar…


Bankaların, bizim güvenimiz sayesinde ayakta kaldığını biliyor muydunuz? Biz, bankaya güvenerek, kendi paramızı yatırıyoruz, ve bankalar da bu parayı alıp, başka insanlara kredi olarak veriyor ve para kazanıyorlar. Kanunlar çerçevesinde, bankalar ellerinde bulundurdukları paranın kat ve kat fazlasını kredi olarak, talep eden kişilere veriyor. Ve, buna rağmen, hepimiz bankalara verdiğimiz parayı istediğimiz zaman geri alacağımıza dair güven duyuyoruz.

Peki, sizce bu güveni neden duyuyoruz? Yastığımızın altında saklamak yerine, neden bankaya emanet ediyoruz paramızı? Buna verilebilecek birçok cevap var. Kimimiz faiz getirisinden dolayı bankaları tercih ediyoruz. Kimimiz, eğer para elimizde olursa harcayacağımızı düşündüğümüzden, bankada kalmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kimimiz nakit taşımaktansa, çek yazmayı veya banka kartıyla ödeme yapmayı kendimize daha rahat görüyoruz. Kimimiz, elektronik bankacılıktan dolayı, suya sabuna dokunmadan, herşeyi elektronik ortamda yapmanın rahatlığını yaşamak istiyoruz. Bu sebeplerin biri veya hepsi, bizim bankacılık sistemini kullanmamıza sebep olmuş olabilir.

Bankalar, dünya ekonomisi için önemli bir yer teşkil etmekte. Bankaların en önemli ve ilk amacı, hesap açarak para yatıran müşterilerinin paralarını ev, araba, iş açma gibi konularda para almak isteyen kişilere ödünç vermektir. Bankada hesap açtığınızda paranız, diğer hesap sahiplerinin parasının da olduğu büyük bir havuzun içine dahil edilir. Çek yazdığınızda, veya banka kartınızı kullandığınızda, kullandığınız miktar bu hesaptan düşülür.

Bankalar, ellerindeki bütün parayı kredi olarak piyasaya veremezler. Bu, merkez bankası rezerv limiti ile engellenir. Şöyle açıklamaya çalışayım bu konuyu: Bankaya 100 tl yatırdığınızda, merkez bankasının rezerv limitinin yüzde 10 öldüğünü farz edersek, o banka 90 tl kredi verebilir demektir. Böylece bu 90 tl, tekrar ekonomiye dahil ediliyor. Genelde, bu 90 tl de, başka bir bankaya yatırılıyor. İkinci banka da, 90 tl’nin yüzde 10’unu rezervinde tutarak, geri kalanını, yani 81 tl’yi tekrar ekonomiye kazandırıyor. Bu şekilde, üçüncü, dördüncü banka diye devam ediyor sistem. Bu sayede, ekonomiye girdisi sağlanan para giderek katlanıyor.

Bankacılık, güven üzerine kurulu bir sistemdir aslında. Paramızı yatırdığımız bankaya, istediğimiz zaman o parayı geri alabileceğimiz konusunda güveniyoruz. Yazdığımız ve karşılığı olan çeklerimizin ödeneceği konusunda güveniyoruz. Tam olarak kavrayamadığımız konuysa, bankalar, ellerinde bulundurdukları paradan çok daha fazlasını kredi olarak veriyorlar. Her ne kadar bu ürkütücü bir durum olsa da, ne zaman bankaya gitsek ve paramızı istesek, paramızı bize veriyor. Ama, bir anda, herkes bankaya gidip, parasını çekmeye kalksa, işte o zaman problem yaşanabilir. Güven üzerine kurulu bir düzen olduğu için, bankaların bu güveni suiistimal ihtimalini engellemek amacıyla, bankalar devlet tarafından çok sıkı bir denetim altında çalışır.

Bankalar da normal bir ticari işletmedir. Sattıkları ürünse para. Kredi olarak verdikleri faiz oranı, parasını yatıranlara verdikleri faiz oranından yüksek olduğu için, aradaki farktan da para kazanmakta bankalar. Kredi verme, bankalar için bir risk taşımakta, çünkü o parayı geri alıp alamayacaklarını tam olarak bilemiyorlar. Bu yüzden, verilen kredi ne kadar riskliyse, faiz oranı da o kadar yüksek oluyor. Faiz geliri haricinde, bankalar sunmuş oldukları hizmetlerin karşılığında da bir ücret alıyorlar. Bu da, gelir kalemlerinden birini oluşturuyor.

Peki, paramız bankada ne kadar güvende? Türkiye’de Merkez bankası ve BDDK (Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu) bankaları yakından takip edip, sıkı bir şekilde gözetlemekte. Bu da, bankaların herhangi bir konuyu suiistimal etmesini engelliyor. Türkiye’de 100.000 tl’ye kadar bankada olan para devlet garantisinde. Bunun sebebi de, herhangi bir durumda insanların panikleyip, bir anda bankalara giderek parasını çekmeye çalışmasını engellemek. Böyle bir alternatif çözüm olmasa, insanlar banka ile ilgili bir sorun duysa, hemen bankaya gidip parasını çekmek isteyecek ve bu da bankanın batmasına yol açabilecekti.

Bankaların, vermiş oldukları kredileri geri alamama gibi bir riskleri olduğundan bahsetmiştik yukarıda. Bankalar, bu risklerini en düşük seviyede tutmak için, kredi vermeden önce kendi çalışmalarını yapıp, herhangi bir hata yapmamaya çalışırlar. Tarihte, bankalar bu araştırmalarını kendi çabalarıyla halleder, kredi almak isteyen kişinin durumunu öğrenmek için piyasadan bilgi toplamaya çalışırdı. Daha sonra, kredi raporlama sistemi geliştirildi ve bankalar kişi hakkında on bilgiyi bu raporlardaki bilgilere bakarak öğrenmeye başladılar. Her ne kadar dört dörtlük bir sistem olmasa da, bankaların işini ciddi derecede kolaylaştıran bir sistem haline geldi bu raporlama sistemi. ABD’de Experian, TranUnion ve Equifax olmak üzere üç ana kredi raporu firması varken, Türkiye’de Kredi Kayıt Bürosu var.
By |2016-02-12T16:03:09+00:00February 1st, 2016|Blog|0 Comments

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.