Bu ay “Borçsuz Hayat” yazı dizime ara verip, farklı bir konuda hem fikirlerimi, hem de son bir ayda Yaşadığım tecrübeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Konunun bir bölümü, aslında tüm Dünya’da son bir kaç senedir güncel olan sosyal medya ile ilgili. Diğer bölümü de, insanlığın var oluşundan beri hayatın bir parçası olan sosyal sorumlulukla ilgili. 
Sosyal medyanın Gücünü tam olarak bilemiyoruz. Güçlü olduğu konusunda herkes hemfikir, ama Gücü’nün Sınırı nereye dayanıyor, net bir bilgimiz yok. Özellikle Twitter ve Facebook bu konuda dünyada Öncü durumda. Maddi olarak baktığımızda, hem Twitter hem de Facebook bu sosyal medya gücü sayesinde çok ciddi paralar kazanıyor. Büyüklü Küçüklü bütün firmalar, bir şekilde bu platformlarda aktif bulunmak istiyorlar. Hatta, bu mevzuda kendi bünyelerinde ekip kurup, sadece sosyal medya aracılığıyla dünyaya isimlerini duyurmaya çalışıyorlar. Demek ki, sosyal medyanın hem reklam, hem pazarlama, hem de halkla ilişkiler yönü var. Ve büyük küçük her firma bunu kullanmak istiyor.
Ama, dünyada Herşeyin para olmadığını da biliyoruz. Para, ihtiyaçlarımızı karşılamak için bir araç olmaktan öteye gitmemesi gerekiyor. Sokaktan herhangi bir Kişiyi çevirip, bu dediğimi söylesem, tamamen katılırlar. Ama, bugünün kapitalist sisteminde, insanlar hep harcama ve tüketmeye yönlendirildikleri için, ayaklarını yorganına göre uzatamayıp, altından kalkamayacağı borçların altına gireninden, 10 yaşındaki çocuğuna milyon Dolarlık tekne alıp, hediye edenine kadar çok geniş bir yelpazede Örnekler bulabiliyoruz.

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde yeme, içme, harcama ve tüketme kültürüne boyun eğmiş çok geniş bir kitle var, ve bu Kültüre boyun eğdiklerinden haberdar değiller. Böyle bir hastalığa tutulduklarını da bilmiyorlar. Yani, Hastalığı Teşhis dahi edemiyorlar. Tabi bu Bahsettiğim olay herkes için geçerli değil. Böyle bir Hastalığın farkında olan ve kendi Çapında buna Kültür’e karşı parayı amaç olarak değil de, araç olarak gören, görmeye çalışan ve çevresine de göstermeye çalışan insanlar da var. Dil, din, Irk ayırımı yapmadan, bu çeşit insanların dünyanın her ülkesinde olduğunu çok rahat belirtebilirim. Ve, kendi ülkelerinde sivil toplum kuruluşları olarak organize olmuş ve bu yönde ellerinden geleni yaptıklarına da eminim.

Bu girişi yaptıktan sonra, son bir kaç aydır gözlemleyip, yakından takip ettiğim bir olayı hem kaleme almak, hem de paylaşmak istiyorum. Sosyal medyanın, isimsiz sosyal sorumluluk kahramanları diye adlandıracağım bu kişiler, ellerinden geldikçe, amatör ruhla bir araya gelip, Çevrelerine faydalı olmaya çalışıyorlar. Farklı dünyaların insanları, kendi düşünce yapıları çerçevesinde nasıl Yaparım da, insanlığa faydalı olurum düşüncesinin derdine düşmüş, parayı araç olarak kendisine Köle etmiş bu kişilerin hepsini Tanıma Fırsatım olmadı, ama bir tanesinin çekirdekten büyümesine Şahit oldum. 
Sosyal medyanın “Hayırda Yarışanlar” grubu, benim yakından takip edip, ilgiyle takdir ettiğim bir Oluşum. Tamamen sosyal medya aracılığıyla oluşmuş ve sosyal medya menşe’li olarak gelişmiş bir grup. 

Hikayesi aslında trajik olduğu kadar, bir Ölür bin diriliriz’in canlı Örneği. Bir ilkokul öğretmeni olan Yunus Öğretmenin, Muş’un bir köyünde geçirdiği süre boyunca öğrencileriyle beraber başından geçen hem güzel hem kötü olayları, kendi samimi ortamında paylaşımlarıyla Başlıyor herşey. Öyle ki, Yunus öğretmeni takip eden herkes, o okulda okuyan her öğrenciyi tanıyor ve biliyor hale geliyor. Sonra, Yunus Öğretmenin çocukları hikayeler yazmaya Başlıyor. Ve peşinden, bu hikayelerin kitaplaştırılması Gündeme geliyor ve üzerinde çalışmalar Başlıyor. Yunus Öğretmenin facebook’taki takipçileri de, her paylaşımı ilgiyle takip ediyor, beğeniyor, yorumlar yapıyor.
Sonra, Birgün Yunus Öğretmenin bir Mesajı, bütün takipçilerini üzüyor. Öğrencilerinden biri, adı Şehadet, gölete Düşen Kardeşini kurtarmak için arkasından atlıyor, ama ne yazık ki, iki KARDEŞ de kurtulamıyor ve boğularak ölüyorlar. Yunus öğretmen ve takipçileri çok üzülüyor. Yunus öğretmen, Öğrencisi Şehadet için, Afrika’da bir su kuyusu açmak istiyor ve takipçilerine bu fikrini açıyor. Bir hafta gibi bir sürede bir su kuyusu için gerekli miktar (11.000 TL) toplanıyor. Hem de, kişi başı sadece 5 veya 10 TL gibi bağışlarla. Ama, bu noktada kalmıyorlar ve “Hayırda Yarışanlar” diye toplanıp, aynı HIZLA Afrika’da su kuyuları açmayı hedefliyorlar. Şimdilerde hedef olarak Afrika’da yetimhane inşa etmeyi düşünüyorlar.

İşte sosyal medya, işte sosyal sorumluluk…

(Yunus Öğretmene Facebook aracılığıyla ulaşmak isterseniz Yunus Irklı diye arayabilirsiniz.)